Nereden başlayacağıma karar veremeyecek kadar çok uzun zamandır buraya yazmıyorum.
Birkaç saniyeliğine de olsa “La benim blog şifrem neydi?” diye duraksayacak kadar uzun süredir yazmıyorum.
En son yazdığımda net görmemi sağlayan yakın gözlüğüm beni artık ekrana bakarken başımı geriye itmek zorunda bırakacak kadar uzun zamandır yazmıyorum.
Bilmem anlatabildim mi?
En son yazdığımdan bu yana yedi ay geçmiş çüüüüüüş yuuuuuh ohaaaa! Bir ara “Yoksa ben bi daha blog yazmayacak mıyım?” diye endişelendim. Zaten hosting’e %80 zam gelmiş, yazmadığım bir blog için bu kadar para ödemeli miyim diye aklımdan bile geçirdim, itiraf ediyorum. Sonra acayip telaşlandım, ne demek blog yazmamak? Ne münasebet?!
Arayı açma sebebim kitaba yoğunlaşmaktı ilk başta… Vaktim o kadar dardı ki ki gün içinde bulabildiğim o kısıtlı zamanı kitaba ancak ayırabiliyordum. Hem kitaba, hem bloga ayıracak zamanım yoktu, öyle diyordum kendime, öyle olduğunu sanıyordum çünkü…
Ama zaman geçtikçe bunun bu kadar basit olmadığını anladım. Bu kadar basit değildi çünkü daha basitti: Yazma isteğim yoktu.
Nedenini tam olarak bilemiyorum, karışık biraz…
Çok uzun zaman boyunca hiçbir şey yapma isteğim olmadı. Pandemik bunalımlar diyelim. Pandemiyle birlikte birçok insan gibi benim de hayatıma giren depresif hal. Antidepresanla bir süre kendine gelme, ancak sonrasında yataktan kalkamamacasına yorgunluk, aşırı ağrılar, “Ulan ne pandemiymiş resmen kamyon gibi geçti üzerimden” derken ağrılara dayanamayıp doktora gidince onun istediği tetkiklerin sonunda ta taaaa vücutta demir kalmamış neredeyse… Neyse, iki doz demir sonrası…bak, ayrıntıya girmeyecektim. Girmemeliyim, çünkü girersem, en son yazımı yazdıktan yaklaşık 10 gün sonra teyzemi kaybettiğimizi, iki seneden sonra bu yaz en nihayetinde Ece’lerin gelebildiğini ve yeğenlerimle bir ay hasret giderdiğimi, çocukların sonunda okula başladığını ama Deniz’i bile isteye sınıfta bırakma çabalarımızın son anda yayımlanan bir genelgeyle taca atıldığını ve şimdi MEB’e dava açtığımızı, iki seneden sonra yaptığımız Dijital Topuklar’ın her şeye rağmen harika geçtiğini, Deniz oğlumun artık 15 yaşında olduğunu ve benim o gün Uşak’ta “Kadına Şiddete Karşı Mücadele” temalı bir panele katılmak için evde olmadığımı, Derya’nın göz ameliyatı olduğunu, Doğan’ın covid olup bizi korkuttuğunu da eklemem gerekir ve ilk etapta aklıma gelen bunca şeye ek olarak aklıma gelmeyen şeyleri de hatırlamak için uğraşırken bu yazıyı “eksik olduğu için” yayınlamaktan vazgeçerim. Oyz’den ne olduğunun önemi yok.

Ne olacağına gelirsek… Kitabımda sona yaklaşıyorum; böyle deyince de bir cinayet romanı yazıyormuşum gibi oldu ama öyle değil tabii ki… Son derken yani babamın deyişiyle “kara göründü”, artık “Ne zaman bitireceksin şu kitabı?” diye soranlara “Bitirince” yerine “Bundan sonrasını yayınevi söyleyecek” diyebiliyorum.
Uzun zamandır niyetim, kitabı tamamladıktan sonra bloga geri dönmekti. Kitabı teslim edince bloga düzenli yazmaya başlayacaktım güya, kendime öyle bir hedef belirlemiştim. Niyeyse… Sanki kitap yazarken blog yazmak yasak…
Böyle tuhaf huylarım var işte benim de, artık erteleme mi dersin, her şey dört başı mamur olsun diye hiçbir şey yapmamak mı dersin, adını sen koy. Bu huyum çok çektiriyor bana, ilerlemekten alıkoyuyor beni ve bundan çok çektim, özellikle şu son iki senedir.
Sonra geçen gün bir paylaşım yaptım Instagram’da, Instagram hakkında. Özetle, Instagram’ın akıl sır erdiremediğim algoritmalarından, hesabımı baskılamasından, bir de üstüne ‘topluluk kurallarını ihlal ettiğim’ için hikâyemi kaldırmasından dert yandığım bir paylaşımdı. İyi ki de paylaştım, bir sürü yorum geldi ve yine yalnız olmadığımı anladım. Bunu sadece duygusal anlamda söylemiyorum; gerçekten de Instagram’la ilgili bu gibi şikayetleri olan ilk insan ben değilmişim. Hatta bunun bir adı bile varmış: Shadow ban. Benim yaşadığım tam olarak bu mu bilmiyorum ama hiçbir şey olmasa bile kesinlikle bir şeyler oluyor ve ben bundan çok sıkıldım.
Neyse işte o paylaşımın altına gelen yorumlardan birinde Yeliz “Elif sen neden blog’u devam ettirmiyorsun, daha özgür değil mi?” dedi. O an, blogu devam ettirmediğimi anladım. Sadece zamansal olarak değil, kafasal olarak da çok ara vermiştim bloguma, yazmaya, o kadar ki, insanlar bile blog yazmadığımın farkındalardı. Kitap, evet, beni yazma eylemi açısından meşgul ediyor ama yeterince doyurmuyor artık, belki de kendimi iyi ve devam etmeye hazır hissetmeye başladığımdan… Kaldı ki kaç tane kitap yazarsam yazayım blogum bambaşka bir yerdi benim için; gündemi değerlendirdiğim gazetem, bir şeylere sinirlendiğimde verip veriştirdiğim köşem, anı biriktirdiğim hatıra defterim, fikirlerimi paylaştığım kürsüm, gelen yorumlarla dönüştüğüm okulumdu benim….
Yeliz öyle deyince düşündüm; ve dedim ki “Tabii ki blog daha özgür! Kelime kısıtlaması yok, beni gösterdi göstermedi derdi yok, yanlış bir şey yazarsam ‘topluluk kurallarına uymadı’ yok, sahi neden yazmıyorum?” Yazmıyor muyum? Niye yazmıyorum kız cidden? Bıraktım mı yoksa blog yazmayı?
Sanırım bu yazıyı ilk olarak bunun için yazdım: Blog yazmayı bırakmadığımı en çok da kendime göstermek için…
İkinci olarak da, buranın benim asıl evim olduğunu, Instagram’ın buranın tamamlayıcısı olduğunu hatırlamak için…
İnsanın, aradan ne kadar zaman geçerse geçsin, hiçbir mazeret sunmak zorunda olmadan dönebileceği, onu kollarını açmış bir şekilde bekleyen bir yuvasının olması ne güzel… Canım blogum benim.
Canım kendim.
Instagramda hep vardın ama burda olmanı ayrı özlemişim Elif, hoşgeldin ve hoşbulduk 🙂
Hoşgeldin Elif. Sen hep yaz. Kendin için bizler için. Seni ücralardan insanlar, hayatını zorlukla geçirenler, ne yapacağını bilmeyenler, yalnızlar, çocuklular, çocuksuzlar, sıkışanlar, özgürler herkes okuyor. ❤️
İyi ki yazdın sevgili Elif, bizler de çok özlemişiz.
Tekrardan hoşgeldin o zaman,bundan sonra bekliyoruz yazılarını 🥰
İyiyi ki yazdın..sen yaz ben okurummmm❤
simdi bu yazınızı okuyunca eskiden sadece blog okudugum günlerin, anların aklıma gelmesi:) umarım devamı gelir ve ufkumu açmaya devam edersiniz…
Özlemişim ☺️
Hepimizin blog yazarı olduğu ve dayanışma içinde olduğumuz o günleri özlüyorum. Instagram logaritmasi insanları kalıplara sokuyor. Sanki burada kitap okuyor gibiyim.
Canım Elif … çok mutlu oldum, instagramdan her şeyi takip edebiliyorum, sana ulaşabiliyorum ama blogdan seni okumanın tadı çok başka. Çok sevinçliyim
Sevgiler
Burada yazdıklarınızı çok seviyorum, döne döne okuduğum o kadar çok yazı var ki… Hosting ücreti cümlenizi okuyunca ben de neeeee? diye yükseldim, neyse ki orda bitmemiş 🙂
Ohh be ne güzel de geldin! Blog okumayı, sevdiğim bloggerları takip etmeyi ne de çok özlediğimi farkettim..Sen hep yaz blogcuanne…❤ Sen de; Go hell instoş!
Hoşgeldin iki gözümün çiçeği, hoş geldin evine, evimize…
Oh ne güzel bir dönüş olmuş. Blog yazmak ve blog okumak benim için bambaşka bir keyif. Instagram asla yerini dolduramadı. O yüzden hala ve inatla instagramda tariflerimi değil sadece fotoğraflarımı paylaşıp okuyanları bloga yönlendiriyorum. Çünkü inanıyorum ki tekrar blog yazmaya ve okumaya döneceğiz bir noktada (yani umarım öyle olur 🙂 Nolur sık sık yaz. Sevgiler…
Sevgili Elif, Bugünkü blog yazını okuyunca seni ilk keşfettiğim, Deniz’in daha tek çocuk olduğu ve onunla İngilizce konuştuğun için parktaki teyzelerin “babası yabancı mı kızım?” dedikleri günlerde yazdıkların geldi aklıma. Ve tabi ki o dönemki hayatım. Herşey ne kadar da çok değişti…Yeniden yazmana çok sevindim.
Ne günlerdi…
2009 Mart-2021 Aralik ,her sey cok degisti ama hala buradayim:)
“Blogcu” Anne Elif’i blogunu okumak çok iyi gelen bişi 🙂 bana da, diğer okuyuculara da, bu yazıdan sonra eminim ki sana da 😉 iyi ki sahalara geri döndün… darısı benim gibi benzer sancıyı çekenlere
Hosgeldin ❤️ blogunu okumayi ozlemisim.
Sen ne hissetin yazınca bilmiyorum ama bem özlemişim burayı,burda okumayı .Iyi geldi.
Hani bazen ardarda dört beş kitap okursun, sonra nedeni bilinmez aylarca eline kitap almak gelmez içinden, bu da öyle bir şey sanki. Canınız istemiş yazmamışsımız, şimdi istemiş yazmışsınız 😍 iyi ki yazmışsınız
Yaaa ne güzel bir yorum ≤3
Eliiff, hoşgeldin. Sen hep yaz, senin yazılarını okumayı çok seviyorum 🤗 şu hayatımda seninle Blog sevmiş ama bir tek de senin blogunu sevmiş biriyim ben 🙂 hemen eski günlere dönüp okudum, sanki yanındaymışcasına 😍
Bi’ solukta okudum ❤️
Yaşasın Blog!
Senin blog yazılarının lezzeti bambaşka!
Kendine biraz fazla mı yüklenmişsin ne? Huyum, ilerleyemedim vb diyerek? Başardığın onca iş, pandemi, sağlık, demir, kitap, dijital topuklar… kendine iyi davranmayı unutma ❤️
Kendine fazla yüklenmekte bir dünya markasıyım…
Oh! Ne de iyi geldi 🙂 Bu blog hepimizin 🙂
💙🤗🧿 iyi ki geri geldin
Gelmez mi hiç sesin! Her sabah acaba yazdın mı diye bakıyorum zaten… Kendimizden beklentilerimizi düşürsek hayat ne güzel olacak değil mi? Hoşgeldin. Gözlerim yollarda kaldı. Seni çok özledik. İnstagramdan çok boğulduğum için takip etmek daha zor oluyor ama blog öyle mi, bambaşka…
Hoşgeldiniz :))))
Welcome back Elif🥰 kelimenin tam anlamıyla “welcome back”❤️ O kadar zamandır yazmıyorsun ki, bu arada “Elif hanım” demekten “Elif” demeye alıştırdım kendimi😃
Yaşasın 🙂
ne güzel yeniden burada olman Elif, 4 sene öncesine Elif’imin doğumuna gittim sayende..
O zaman hoş geri döndünüz diyorum. 🙂