İşte bu…

Neredeyse 2 senedir “Ben bir şey yapacağım, ama ne?” deyip duruyorum. Kendi işimi mi kuracağım? Bir yerde mi işe gireceğim? Part-time mı, full-time mı? Paralı iş mi, gönüllü iş mi? Deniz benim işe dönmeme hazır mı? Asıl ben onsuz olmaya hazır mıyım?

Evden tercüme yapsam? Özel ders versem? Hem -Deniz okuldayken- zamanımı değerlendirmiş olurum; hem de -akmasa da damlar şeklinde bile olsa- para kazanırım. Nereden başlayayım? Kime nasıl yaklaşayım? Macro Center’daki panoya mı ilan asayım? Bizim sitenin yönetimine mi sorayım? Kulüp binasına ilan versem? Etrafıma mail atsam? Sağa sola ilan yapıştırsam? O mu? Bu mu? Ne? Hangisi???

Of! Yazarken bile içim sıkıştı… Neredeyse iki senedir bunlar kafamda dönüp duruyor.

Dün, bir ara aynı okula gittiğim, sonra senelerce görüşmediğim, sonra Facebook sayesinde yeniden kazandığım ve gerek sohbetini çok sevdiğim gerekse kendini takdir ettiğim bir arkadaşıma ‘ayaküstü’ bir sohbet sırasında işte tüm bu aklımdan geçenleri anlattığımda “Neden kendi blogunu başlatmıyorsun?” diye sordu. Neden başlatmıyordum hakikaten? Facebook’ta sürekli “Elif bugün şöyle şöyle yaptı” diye statümü güncelleyip duruyordum ama Facebook’un benim hayatıma yetişemediğini düşünüyordum sürekli…

Ve ben işte bugün laptop’umu kucağıma aldım ve aklımdan geçenleri yazmaya başladım. Bakalım nereye varacak…